25 Kasım 2009 Çarşamba
23 Kasım 2009 Pazartesi
The Eve of Ivan Kupala
Vecher Nakanune Ivana Kupala / The Eve of Ivan Kupala (1968)
Görsel bir şölen.
Alkan Avcıoğlu
Hikaye: Fakir bir çiftçi olan Piotr sevdiği kızı babasından alabilmek için şeytanla bir anlaşma yapar.
Film manyaklarının ve sinefillerin film arayışı bitmez.
Daldan dala atlayarak bir filmden bir başka filme sürüklenirler; her isim, her film yeni kapılar aralar.
Zamanla peşine düşülen filmlere ulaşmak zorlaşır.
Daha da derinlerde gömülü olan filmlere ulaşmak için bazen yıllarca tırnaklarla kazımak gerekir.
Özellikle Batı dışında gömülü olan eski hazineleri bulmak büyük bir sabır ve uğraş gerektirir.
Ancak ne var ki bazen tüm bunlar nafiledir.
Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, tırnaklarınızla kazısanız dahi filme ulaşmanın bir yolu yoktur.
Tek başına yapabileceğiniz bir şey yoktur ve her şey şansa kalmıştır.
Genellikle de bu şans ülkenizdeki festivallerin aynı sularda dolaşmayı bırakıp, programındaki eski filmlerde gün ışığına çıkmamış filmleri tercih etmesine bağlıdır.
Ukraynalı yönetmen Yuri Ilyenko’nun filmleri de ancak ortaya böyle çıkabilecek hazineler.
DVD sektörü ve internetten önce birçok nadir filmi görme şansına erişmek için o şansın sizin yüzünüze gülmesini beklerdiniz.
O yıllarda film manyakları ceplerinde taşıdıkları küçük bir not kağıdında hayatları boyunca arayıp bulamadıkları filmlerin bir listesini taşırlardı.
Bu listelerin bazı demirbaş filmlerine bir gün bir yerde rastlamak ihtimali umutsuz bir vakaydı.
Artık gitgide genişleyen DVD sektörü sayesinde bu filmlere dahi ulaşmak kolaylaştı.
İnternet üzerinden film erişimi için ise theauters.com, giganticdigital.com gibi oluşumlar umut vaat ediyor.
Ancak yine de bazı filmlere ulaşmak için değişen hiçbir şey yok.
Hiçbir formatta basılmamış olan bu filmleri izlemek için en iyi şansınız ARTE’den kayıt edilmiş bir VHS kopya yakalamaktan ibaret olabiliyor.
“The Eve of Ivan Kupala” için de öyleydi.
Neyse ki en azından artık, İngilizce altyazı içermese de Rusya’da basılmış bir DVDsi bulunuyor.
Velhasıl 1968 yılında çekilmiş, yasaklar nedeniyle ancak 1989’da gösterime giren ve sonra da ortadan kaybolan, resmi olarak bir VHS’si bile basılmamış bir filmi izleme şansı elde ediyorsanız altyazı seçeneği, DVD ekstraları, ekran oranı gibi şeylerin bahsini bile açmayın.
Bu köşeyi okuduğunuza göre bunu zaten biliyor olmalısınız.
Sinemada görselliğin esiri olmuş, sinematografik görüntünün o muamma etkisine kafayı yormuş ve bu nedenle Rus sinema ekolüne gönül vermiş birçok insanın peşine düştüğü bir isim Yuri Ilyenko.
Sergei Urusevsky’yle birlikte Rus sinemasına damga vuran görüntü yönetmenlerinden birisi.
Kendisi hala en çok Sergei Paradjanov’un “Shadows of Our Forgotten Ancestors”taki görüntü yönetmenliği çalışmasıyla biliniyor.
Ilyenko bu filmdeki çığır açan görüntü çalışmasını olduğu gibi kendi filmlerine de taşıdı.
Döneminde her biri de yasaklanan ilk 3 filminden ikincisi olan “The Eve of Ivan Kupala” Ilyenko’nun alabildiğine tuhaf imgelem evreninin en uçuk örneğini sunuyor.
Gogol’un öykülerinden uyarlanan film adeta bir sürreal, mitolojik imge bombardımanı gibi.
“The Eve of Ivan Kupala” başından sonuna sergilediği görsel yaratıcılığıyla insanı adeta şaşkına uğratıyor.
Filmin zaman zaman yakaladığı halüsinasyon tadındaki atmosferi ise Paradjanov ile Jodorowsky arasında bir köprü gibi.
“The Eve of Ivan Kupala” ya da orijinal ismiyle “Vecher nakanune Ivana Kupala” Batı normlarıyla hikaye anlatan sinemaya alışık izleyiciler için hazmı pek kolay bir lokma değil.
Ancak sürreal sinema tutkunları için ve de özellikle Sergei Paradjanov sinemasının hayranları için mutlaka peşine düşülmesi gereken bir hazine.
DVD
“The Eve of Ivan Kupala”nın sadece Rusya’da çıkan bir DVD baskısı mevcut.
Criterion, Kino gibi firmalar Ilyenko mevzusuna bir el atana kadar bu DVD’nin peşine düşmek tek çözüm.
DVD’de altyazı bulunmuyor; ancak son derece az diyalog içeren film için altyazıların çok da gerekli olmadığını belirtelim.
Alkan AVCIOĞLU
Gömülü Hazineler
Merkez Sinema Dergisi
Ağustos 2009
.
.
.
depolayan
7.oda
zaman:
20:39
Etiketler: alkan avcıoğlu, film, gömülü hazineler, sinema
17 Kasım 2009 Salı
İnsan Halleri: İstanbul - Moskova

Başlangıç: 20 Kasım 2009 Cuma, 20:00
Bitiş: 25 Kasım 2009 Çarşamba, 22:00
Yer: Salon Cafe - Cihangir
Tel: 0212 244 52 23
Moskova'da yaşayan iki kişi; Keremcan Gümüştaş ve Serhat Kavas'ın gözünden kısa bir gezinti.
22 fotoğraftan oluşan sergide, birbirine kardeş denebilecek kadar benzeyen, bir o kadar da uzak bu iki şehrin insanlarına bir bakış atıyoruz.
13 Kasım 2009 Cuma
4. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali

4. Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali 14-22 Kasım 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
Festival bu yıl izleyicileri, çok özel bir tema ile ‘Sinema ve Mimarlık’ başlığı altında biçimlenen bir programla buluşturacak.
Festival Programı İçin Tıklayınız!
Ülkemizin en genç sinema festivallerinden biri olmasına rağmen, zengin film programı, sinema kursları, atölye çalışmaları, panelleri, söyleşileri ve daha birçok yan etkinliğiyle Bursalıların ve sinema dünyasının yoğun ilgi gösterdiği İpek Yolu Film Festivali, bu yıl süresini 9 güne çıkardı.
Geçen yıl 70.000 rekor izleyiciye ulaşan Uluslararası Bursa İpek Yolu Film Festivali, uluslararası ekonomik kriz sebebiyle pek çok etkinliğin küçülmesi ve iptali söz konusu iken, bu yıl her zamankinden daha zengin bir programla sinemaseverlerin karşısına çıkarak, Bursa’nın gelecek yıllarda çok daha büyük festivallere ev sahipliği yapacağının müjdesini veriyor.
Programda, ünlü yönetmenlerin merakla beklenen son filmlerinin yanı sıra, her kesime hitap edecek çeşitlilikte filmlere ve genç yönetmenlerin izleyici ile ilk kez buluşacak eserlerine yer verilecek.
45 ülkeden 140’a yakın uzun - kısa metraj ve belgesel filmin gösteriminin yanı sıra, gösterim sonrası, filmlerin oyuncu ve yönetmenleriyle yapılacak söyleşiler Bursalılara keyifli ve renkli bir festival haftası yaşatacak.
Cannes, Berlin, Venedik ve Karlovy Vary gibi sinema dünyasının prestijli festivallerinde izleyicilerle buluşan ve büyük beğeni toplayan Ken Loach, Jane Campion, Sally Potter, Woody Allen, Costa Gavras ve Theo Angelopoulos gibi dünya sinemasının usta yönetmenlerinin, ülkemizde merakla beklenen son filmleri, festivalin “Panorama” bölümünde izleyicilerle buluşacak.
Bursa’nın eşsiz mimarisinden yola çıkılarak hazırlanan ve bu yıl festivalin ana temasını da oluşturan “Sinema ve Mimari”; İran, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan gibi tarihi İpek Yolu coğrafyasında bulunan ülke sinemalarının son örneklerinin gösterileceği “İpek Yolu Üzerinden”; Balkan sinemasının yeni yönelimlerini izleyicilerle buluşturan “Balkan Balkan” bölümleri festivalin zengin içerikli diğer bölümleri.
İpek Yolu Film Festivali’nin artık gelenekselleşen bölümü “Engelsiz Filmler Kuşağı” GETEM’in (Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Laboratuarı) katkıları ile bu yıl da devam edecek. “Çocuk Kervanı” bölümü geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da ücretsiz olarak gösterilecek ve yine minik sinemaseverleri sinema salonlarına çekecek.
İngiliz Belge Film Okulunun kurucusu John Grierson’un “Gerçeğin yaratıcı bir yorumu” olarak vurguladığı ve sinemanın doğuşuyla eşit bir yaşa sahip olan belgesel filmler “Gerçeği Söylemek Gerekirse” başlığı altında gösterilecek.
İpek Yolu Film Festivali bu yıl, yerli ve yabancı 400’e yakın oyuncu, yönetmen, yapımcı, yazar ve basın mensubu konuğu 9 gün boyunca ağırlayacak. Her yıl olduğu gibi bu yıl da atölyeler, söyleşiler, paneller ve sergilerle, usta ve genç sinemacıları bir araya getirerek, Bursalı sinemaseverlerle buluşturmaya devam edecek.
Fazla söze gerek yok.. 9 günlük muhteşem bir sinema ziyafeti zamanı..
09 Kasım 2009 Pazartesi
06 Kasım 2009 Cuma
Siyah Ceylanlar
Gözleri o kadar iriydi ki aynı anda birçok mevsimi gözbebeklerinde taşıyabilirdi ama o gün, durgun ve sade bir sesle bana hiç unutamayacağım cümleleri söylerken ben onun gözlerinde mevsimini yitirmiş bir alacakaranlıkla, o alacakaranlıkta koşan siyah ceylanlar gördüm.
- "Bir kadın çok sevdiği birini içinde öldürmek istediğinde iki şey yapabilir", demişti, "ya intihar eder ya da başka bir erkeğe gider"...
"İkisinde de kadın ölür.. hangisini seçerse seçsin o erkeği öldürebilmek için kendisine zarar vermek zorundadır. O erkek onun o kadar derinine yerleşmiştir ki, kendisine zarar vermeden ona ulaşıp, onu öldüremez."
Cümleler bittiğinde gece ve ceylanlar kayboldu, mevsimler belirdi yeniden ve bir gülümseme.
Niye bir kadın çok sevdiği bir erkeği içinde öldürmek isterdi acaba?
Bulduğum her cevap bir başka soru sordurdu bana.
Bir kadın sevdiği erkeği öldürmek isterdi bazen çünkü bir kadına dayanamayacağı kadar ağır bir acıyı ancak sevdiği erkek yaşatabilirdi.
Ama niye sevgi böyle bir yokoluşa ya da yokedişe yol açacak bir acı yaratıyordu.
Sevgi insanı acıdan koruyamıyor muydu?
Bazı sevgiler koruyordu belki ama bazen o sevgi bir kuşkuyla, bir güvensizlikle, öfkelendirici bir aldırmazlıkla yaralandığında, bu yara ne kadar küçük olursa olsun, oradan acı sızmaya başlıyor, içeri sızan her damla acıyla o yara büyüyor ve yeni acıların girebilmesi için sevginin kırılgan kabuğunda daha büyük çatlaklar yaratıyordu.
Sanki sevgi sonsuz bir acıyla kuşatılmış gibiydi.
İlk yara oluşana kadar inanılmaz güçlüydü, her türlü acıya karşı dayanıklıydı, hayatın bütün kederini ve zorluklarını dışarıda tutabiliyordu.
Ama o ilk yara açıldıktan sonra, o sevgi ne kadar büyükse o kadar dayanıksız oluyordu.
Büyük kırılganlığı sevginin büyüklüğü yaratıyordu.
Sevginin içi acıyla doluyordu.
Onları birbirinden ayırmak neredeyse imkansızlaşıyordu.
Bir zaman, belki o eski günlere, bütün acılara karşı dayanıklı olan o sevginin yaşandığı günlere yeniden dönebilirim diye bekliyordu.
Sonunda dönemeyeceğine karar veriyordu.
Bundan kurtulabilmek için sevgiyi, erkeği ve kendisini öldürmek zorundaydı.
Ve bu zor işti.
Öldürmek bile yeterli değildi.
Bir sevgi acı vermeye başladığında, dokuz başlı masal ejderhalarına dönüyor, her yanından zehir ve ateş püskürüyordu.
Bir vuruşta onu öldürmek mümkün olmuyordu.
Önce onu parçalamak, kurtulma isteğiyle bilenmiş öfkenin keskin kılıcıyla, ateş fışkırtan ejderhayı budamak gerekiyordu.
Ve parçalamaya başlıyordu insan.
Sevgi parçalanıyordu, acı parçalanıyordu, erkek parçalanıyordu, kadın parçalanıyordu.
Kılıcın her vuruşunda ümit veren bir ferahlama yaşanıyor ama ilerde bir aşkı parçalamanın hesabını soracak gizli bir keder de derinlere pençelerini geçiriyordu.
O lekesiz günlerin, neşeli sabahların, ortak ve mahrem şakaların her an biraz daha uzaklaştığını hissediyordun, uzaklaşmanın getirdiği rahatlamayla birlikte bir daha dönüşü olamayacağını bildiğin unutuşa yaklaşmanın sarsıcı hüznü insanı kuşatıyordu.
En çok yaşamak istediğinden en hızlı adımlarla kaçıyordun.
Ejderha yavaş yavaş ölüyor, aşk ve acı küçük parçalara bölünerek azalıyordu.
İçinde bir boşluk doğuyor, oraya bir başka sevgiyi yerleştirmeye hazırlanıyordun.
Terk edilmeye hazırlanılan bildik bir evi andırıyordu ruhun.
Tanıdık bütün eşyalar beyaz örtülere sarılıyor, perdeler indiriliyor, sesler mahzun bir uğultuyla boşlukta yankılanıyordu.
Biraz sonra bu evden çıkıp gideceğini biliyordun.
Sana acı çektirmiş ama seni çok da sevindirmiş bir evi terk ediyordun.
Son anları belki de en hüzünlü olanlarıydı.
Üstleri örtülmüş ama altlarında ne olduğu hala bilinen parçalar darmadağınık duruyordu.
Kurtuluyordun.
Kurtulmanın bütün kederini hissederek...
Ve gözbebeklerinden, ne zaman bunlardan söz etsen bir alacakaranlıkta koşan siyah ceylanlar geçeceğini biliyordun.
Siyah ceylanlar koşuyordu.
.
.
.
Ahmet ALTAN
depolayan
7.oda
zaman:
10:10
2
yorum
Etiketler: ahmet altan
27 Ekim 2009 Salı
Eden Lake
Yapım Yeri : İngiltere
Yapım Yılı : 2008
Film Türü : Gerilim, Korku
Yönetmen : James Watkins
Senarist : James Watkins
Görüntü Yönetmeni : Christopher Ross
Oyuncular : Kelly Reilly, Michael Fassbender, Tara Ellis, Jack O'Connell, Finn Atkins, Jumayn Hunter, Thomas Turgoose, James Burrows, Thomas Gill, Lorraine Bruce, Shaun Dooley, James Gandhi, Bronson Webb, Lorraine Stanley, Rachel Gleeves
Yapımcı : Christian Colson , Richard Holmes
Müzik Yapımcısı : David Julyan
Film Süresi : 1 saat, 31 dk.
depolayan
7.oda
zaman:
09:49
0
yorum
Etiketler: eden lake, james watkins, trailer
